Seçkincilik Neden Sola Aykırıdır
Bu konu sıklıkla çarpıtılarak ele alınan bir meseledir. Meritokrasi ve teknokrasi gibi kavramlar, kapitalist çevrelerce, burjuva demokrasisi aracılığıyla ele geçiremedikleri konumları farklı bir söylemle işgal edebilmek amacıyla öne sürülmüştür.
Seçkinci ideolojiler, sol tarafından ilkesel olarak reddedilmelidir. Zira bu ideolojiler hem mantıksal hem de değersel düzeyde ciddi sorunlar barındırır. Bu sistemlerde seçkinleri kim belirleyecektir? Devrimci bilinçten yoksun bırakılmış geniş halk kitleleri mi, belirli bir zümre mi, yoksa burjuva entelijansiyası mı?
Komünist Düzende Demokrasi Eleştirisinin Yeniden Değerlendirilmesi
Bu tür sistemler, halkı gerçek anlamda siyasete dahil eden yapılar değildir. Yalnızca böyleymiş gibi bir görüntü sunarlar. Komünist düzenlerde demokrasinin bulunmadığı, dolayısıyla halkın iktidarının söz konusu olmadığı sıklıkla ileri sürülür.
Bu iddianın dayanağı, komünist düzenlerin kapitalist, liberal görünümlü burjuva ve faşist partilerin iktidara gelmesine izin vermemesidir. Ancak burada sorulması gereken soru şudur. Mevcut burjuva demokrasileri içinde, demokratik yöntemlerle komünal bir düzene geçiş mümkün müdür? Bu sorunun cevabı olumsuzdur. Çünkü demokrasi kavramı, tanımı gereği mevcut sistemin sürekliliğini korumakla yükümlüdür.
İki Demokrasi Biçimi Arasındaki Yapısal Benzerlik
Bu çerçevede, sosyalist komünist bir devlette tesis edilen demokrasinin de mevcut siyasal düzeni koruması doğal bir sonuçtur. Dolayısıyla en radikal komünist devletteki demokrasi biçimi dahi, işlevsel olarak burjuva demokrasisiyle belirli bir yapısal benzerlik taşır.
Sonuç olarak, burjuva demokrasisinin hâkim olduğu topraklarda komünist düzenin demokratik yollarla tesis edilememesi gibi, sosyalist düzende de kapitalist veya faşist partilerin iktidara gelmesine izin verilmez. İki demokrasi biçimi de demokrasi olarak nitelendirilebilir. Ancak her biri farklı bir düzeni koruma işlevi görür.
Demokrasinin Sosyalist Düzendeki Konumu
Demokrasi, sosyalist komünist bir devletin nihai amacı değildir. Ancak sapkın bir yöntem olarak da görülemez, bu bir tercih meselesidir. Yine de bir devletin kendisini sosyalist olarak tanımlayabilmesi için burjuva demokrasisini örnek almaması gerekir.
Bu ayrımı belirleyen temel kriter, seçkinci bir yapıdan kaçınmaktır. Seçkinci nitelik taşıyan her ideoloji, esasen burjuva karakterlidir. Kendilerini seçkin olarak tanımlayan ayrıcalıklı çevrelerin bu sıfatla gerçek bir ilişkisi bulunmaz.
Seçkinlik Kavramının Yeniden Tanımlanması
Bu bağlamda gerçek seçkinlik, devrimci bilinç ve ilkeli bir duruşla ölçülmelidir. Yurt dışındaki prestijli eğitim kurumlarında öğrenim görmüş olmak, seçkinliğin bir göstergesi değildir. Bu, çoğunlukla sınıfsal ayrıcalığın bir yansımasıdır.
Bu çerçevede kendini teknokrat, meritokrat veya aristokrat olarak tanımlayan kesimler de halk çıkarlarıyla çelişen bir konumdadır. Mevcut düzenin sahipleri olarak bu kesimlerin iktidarı gönüllü biçimde bırakması beklenemez. Dolayısıyla bu kesimlere hak etmedikleri bir siyasal alan tanınmasının gerekçesi yoktur.
İbrahim Küçük, 4 Şubat 2026, Aydın