Keynes ve Say Bağlamında Politik İktisadın Kapsamlı Bir Eleştirisi
Politik iktisadın eleştirisi deyince akla Marx'ın Das Kapital'i gelir. Fakat bu Karl Marx'ın politik iktisat ekolüne mensup olmadığı manasına gelmez. Hatta artık belki de politik iktisat deyince aklımıza sadece Marx geliyor. Çünkü David Ricardo, Adam Smith gibi isimler politik iktisadın "politik" kısmında pek anılmazlar.
Bugün ele almak istediğim konu aslında Marx hariç politik iktisadın nasıl bir çatışma alanı olduğudur. Marx'ı bu eleştirilerden tenzih etmek gerekir zira onun politik tabanı kapitalizm değil, komünizmdir. Yani popüler tartışmaları Marx üzerinden okuyacak olsaydık Marx'ın politik görüşüne göre bunu yapmamız gerekirdi.
Fakat bugün klasik iktisattan ve klasik iktisada yönelik eleştirilerden bahsedeceğiz. Bir örnek olarak Say ve Keynes'ten. Say, klasik iktisadın önemli temsilcilerinden birisiyken Keynes ise söz konusu bu klasik iktisadı eleştirenlerden birisidir. Zira önemli bir husus olarak Keynes'te Sovyet ve özellikle Marx etkisi görülür. Bunlar onu "laissez faire" fikrinden uzaklaştıran önemli faktörlerdir.
Lafı daha fazla uzatmayalım, Say Yasası diye anılan ekonomik varsayım Keynes tarafından eleştirilmiştir. Say Yasası'na göre bir malın fazlalığı, başka bir malın kıtlığı ile ilgilidir. Yani arz-talep üzerinden bakacak olursak bir malın ucuzluğu, başka bir malın pahalılığından kaynaklanır. Bu fikir aslında tamemen yanlış değildir.
Çünkü Say, tüm paranın tüketime gittiğini varsaymıştır. Eğer tüm para tüketime gidiyorsa ve bir malın fazlalığı söz konusuysa, bu başka bir malın azlığı olarak karşımıza çıkmak zorundadır. Çünkü eldeki paranın alım gücü "zorunlu olarak" aynı olduğu ve tüm paranın tüketime gittiği varsayılmıştır. Eğer bir malın arzı hacim olarak genişlemişse başka bir malın hacmi daralmak zorundadır.
Örneğin 100 kalem ve 100 kâğıt üreten bir fabrika düşünelim. Bu kalem veya kâğıtların her birinin değeri 1 birim olsun. Yani toplam tüketim 200 birimdir. Günün sonunda bu para yine sermaye sahibinin elinde toplandığı zaman eğer ki sermaye sahibi 150 kalem üretirse elinde ancak 50 birim kâğıt üretmeye yetecek sermaye kalır.
Şimdi doğal olarak kafanızda şu soru canlanmalı: İyi de o zaman fabrikalar nasıl büyüyor? Cevap basit, yatırımla. İşte Keynes burada Say'ı bu yüzden eleştiriyor. "Tüm paranın tüketime gideceği ne malum" diyor. Ve evet, Keynes de kendince haklıdır.
Çünkü, yine bir örnek üzerinden gidelim, 100 kalem ve 100 kâğıt üreten bir fabrika düşünelim. Bu fabrika her bir kağıt veya kalem için 1 birim kazanıyor olsun. Yani toplam tüketim yine 200 birim olacaktır. Günün sonunda bu fabrika bu parayı yine kendi tekeline aldığı zaman eğer ki bu paranın 50 birimini yatırım için ayırırsa ve 75 birim kalem, 75 birim kâğıt üretimi için harcarsa tüketim 150 birime düşer.
Fakat 50 birimlik yatırım, örneğin makine, günün sonunda 100 birimlik bir üretim artışına sebep olur. Bu da fabrika eğer ki günün sonuda eline geçen 150 birimin yine 50 birimini yatırım için harcarsa ve 100 birimlik üretim artışını da piyasaya sürerse toplam 200 birimlik bir tüketim söz konusu olacak demektir.
Ve hala 50 birimlik bir yatırım söz konusudur. Yani eğer ki fabrika bu yatırımı kesmezse teorik olarak sonsuza kadar artan bir mal üretiminden bahsedilebilir. Fakat bu, pratikte tam olarak doğru değildir çünkü, örneğin, üretim yapan insan sayısı sınırlıdır. Ne kadar çok makine o kadar çok üretim demek değildir.
Ama sonuç olarak Keynes'in de belirttiği gibi eğer yatırımları dahil edersek bir malın bol olması, başka bir malın kıtlığına delalet etmez. Yatırım sabit olarak kalırsa üretimde lineer olarak bir artış beklenir, eğer yatırım da artarsa bu üretim diferansiyel olarak büyüyecektir.
Peki Keynes tamamen haklı mıdır? Buna evet demek maalesef biraz zor. Çünkü "ne malum" gibi ifadelerle ekonomik teori inşa etmek it dalaşına benzer. Say zamanında yatırımların bugünkü kadar önemi yoktu, o yüzden Say yatırımsız bir ekonomik teori inşa etmiş olabilir.
Fakat ya Keynes? Aslında onun inşa ettiği ekonomik teori de kısmi varsayımlara dayanmıyor mu? Elbette ki dayanıyor. Örneğin "ne malum" ifadesiyle ekonomik, teorik, bir eleştiri de biz yapalım. "Paranın yatırıma gideceği ne malum" diyelim. Belki tüketici maaşının bir kısmını yastık altında saklayacak ve bu fabrika ya yatırımın ya da üretimin bir kısmından vazgeçmek zorunda kalacak.
Evet, Keynes de tüm paranın tüketime gideceğini söylemiyor olsa dahi, harcanacağını varsayar. Ve bu varsayım da tıpkı Say'ın varsayımı gibi eksiktir. İşte politik ekonomi denilen ekoldeki tartışmalar bu tarzda, it dalaşı minvalinde sirayet eder. Marx bu it dalaşını kendi ekonomik fikri gibi politik fikrini de oluşturarak terk etmiştir.