Amerika Değil, Asıl Mesele Kürdistan

Ülkemizdeki sağcı kesimin ikiyüzlülüğü ve gösteri niteliğindeki vatanseverliği gün geçtikçe belirginleşmektedir. Altıncı Filo Olayları döneminde Amerika'nın eylemlerine alenen destek verenler, günümüzde (yalandan da olsa) Amerika'ya karşı bir cephe almaktadır. Bu değişimin başlıca sebebi, ülkedeki sorunların derinleşmesidir.

İsrail ile Hamas arasındaki savaşta açıkça İsrail'i ve siyonizmi destekleyen bu kesim, bugün karşıt görüşleri siyonist ilan etmektedir. Oysa aynı kesim, kısa süre önce Filistin toprak sattı türünden kara propagandaların en hararetli savunucularıydı. Bu ani Filistinci tutum değişikliğinin ardındaki motivasyon sorgulanmalıdır.

Kürt Meselesinin Sağ Söylemdeki Yönlendirici Etkisi

Bahsedilen değişimin temelinde, ülkedeki belirli sorunların, özellikle Kürt hareketinin görünürlüğünün artması, yatmaktadır. Bu gelişme, sağ kesimi hızla sözde Amerika ve İsrail karşıtı bir cepheye itmiştir. Öyle ki din karşıtı kesimler dahi bu süreçte Arapçı bir tutuma yönelmiştir.

Oysa İslamcı kesimi Araplıkla itham edenlerin bu iki grup arasındaki tek ortak paydası İslam'dı. Yani kendilerini Arapçı olarak nitelendirenler kelimenin gerçek anlamında Arapçı değildi, yalnızca söylem düzeyinde bir tutum sergiliyorlardı. Bugün ise aynı kesim, Kürt halkına yönelik baskı uygulayan Arap milliyetçi rejimlerin açık destekçisi konumundadır.

Amerika ve İsrail Karşıtlığının Gerçek Motivasyonu

Bu kesime sonradan atfedilen Amerika ve İsrail düşmanlığı, bir bakıma kültürel bir refleks olarak da okunabilir. Saddam Hüseyin gibi Arap milliyetçi liderlerin Türk sağı tarafından benimsenmesinin temel sebebi, açıkça Kürt karşıtlığıdır. Bu karşıtlık, seküler ve sözde dindar Türk sağını, kelimenin gerçek anlamıyla, Arap milliyetçiliğine yaklaştıran asıl unsurdur.

Bu cenah, Kürdistan'ın bir Amerikan projesi olduğuna kendini inandırarak bu konuda yanılgıya düşmektedir. Nitekim Abdullah Öcalan'ın yakalanma sürecinde önemli rol oynayan CIA, o dönemde Türk hükümetiyle oldukça yakın ilişkiler içindeydi. Bugün değişen tek unsur, jeopolitik dinamiklerdir.

Bir Mantık Hatası Olarak Amerika Güdümlülüğü Tezi

Bu inanışın tutarsızlığı şuradan kaynaklanır. Mevcut Kürt hareketinin Amerika ve İsrail güdümünde olduğu varsayılsa dahi, Türklerin bu güdümden bağımsız bir Kürt hareketi başlatması, meseleyi ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü asıl mesele Amerika ya da İsrail değil, doğrudan Kürtler ve Kürdistan'dır. Dolayısıyla bu sözde anti emperyalist söylem, temelsiz bir zemine dayanmaktadır.

Kürt Meselesinin Çözümünde Türkiye'nin Konumu

Eğer asıl mesele gerçekten Amerika ve İsrail olsaydı, Kürdistan meselesini savunan taraf Türkler olurdu. Kürdistan'ın Türkiye'den özgür irade, kardeşlik ve sosyalist ilkeler temelinde ayrılmaması hâlinde, bu ayrılığın emperyalist güçler eliyle ve daha yıkıcı biçimde gerçekleşmesi ihtimali güçlenmektedir.

Aynı şekilde, Kürt ve Kürdistan karşıtlığının sürmesi hâlinde nihai kazanan Amerika ve İsrail olacaktır. Çünkü Kürdistan'ın Türkiye'ye düşman bir konumda ayrılması, Türkiye açısından geri döndürülemez sonuçlar doğuracaktır. Bu senaryoda Türkiye, Çin Rusya bloğuna daha fazla yaklaşacak ve demokratik kurumları zayıflayacaktır.

Sonuç, Kürt Haklarının Hak Olarak Tanınması

Amerika'nın müttefikliğinin Kürtler tarafından Türkler yerine tercih edilmesi, Türkiye açısından ciddi bir kayıp anlamına gelecektir. Bu durumda kardeşlik değil, karşılıklı bir husumet ilişkisinin hâkim olması riski doğar. İktidarın Abdullah Öcalan ile uzlaşma arayışının arkasındaki motivasyon da bu çerçevede okunmalıdır, hem Kürt taleplerini sınırlı tutmak hem de büyük bir kopuşu önlemek.

Bu uzlaşma süreci nihayetinde Türkiye eliyle bir Kürdistan'ın kurulmasına varsa dahi, bunun bir taviz olarak sunulması isabetsizdir. Zira söz konusu olan bir haktır, bir bağıştan ibaret değildir. Bu noktada Kürtlerin dikkatli olması ve yürüttükleri mücadelenin bir hak mücadelesi olduğunu vurgulamaktan geri durmaması gerekmektedir.

İbrahim Küçük, 14 Ocak 2026, Ankara