Lümpen Proleteryanın Rehabilitasyonu ve Devrimci Hegemonyanın İnşası

​Marksist literatürde lümpen proleterya, genellikle tarihsel süreçte işlevsiz, sınıf bilincinden yoksun ve güvenilmez bir kitle olarak betimlenir. Karl Marx, bu kesimi devrimci dinamizmin dışında tutarak onları "ümit kesilmiş bir vaka" olarak nitelendirir. Marx’ın perspektifinde lümpen proleteryanın ne eğitilmesi ne de bilinçli bir sınıf öznesi haline getirilmesi mümkün veya gereklidir. Ancak bugün, toplumsal muhalefetin sınırlarını genişletmek ve Gramsciyen manada bir kültürel hegemonya kurmak istiyorsak, bu kitleyi göz ardı etme lüksümüzün olup olmadığını yeniden tartışmalıyız.


​Kuramsal Temeller ve Hegemonik Müdahale

​Leninist gelenek, partiyi bir avangart (öncü) güç olarak konumlandırırken, kitleleri bu öncülüğün arkasında konsolide etmeyi amaçlar. Ancak Antonio Gramsci’nin "hegemonya" kavramı, sadece öncü olmakla yetinmez; halkın en geniş katmanlarını devrimci bir davanın müdavimi kılmayı hedefler. Gramsci doğrudan lümpen proleteryanın eğitiminden bahsetmese de, sunduğu strateji halkın sağduyusunu (common sense) devrimci bir iyi duyuya (good sense) dönüştürme pratiğidir.

​Marx’ın bu kitleye karşı tutumu, onların örgütlenemez, uyuşturulmuş ve sınıf kininden dahi yoksun olmalarına dayanır. Ancak burada bir öz eleştiri yapılması elzemdir: Bugün devrimci kadroların kaçı "ideal" bir sosyalist çevrede yetişmiştir? Kaçımız statükonun içine doğmadık? Mevcut sol yapıların ana kadrolarının dahi zamanla sönümlenip sistem içi demokratik süreçlere hapsolduğu bir vasatta, lümpen proleteryanın "uyandırılması" meselesi daha hayati bir önem kazanmaktadır.


​Eşitsizlikten Devrimci Kolektivizme

​Dünyaya eşit koşullarda gelmediğimiz gibi, devrimci bilince ulaşma imkanlarımız da eşit dağıtılmamıştır. Toplumcu bir bakış açısı, bireyin bu dezavantajlı konumunu görmezden gelemez. Lümpen proleterya içinde sistemin dışına itilmiş ve kurtuluş arayan bireyleri kadere terk etmek, sosyalist eşitlik idealimize ve toplumsal sorumluluk bilincimize terstir. Kendini Marksist olarak tanımlayan her bireyin asli görevi, bu davaya yeni müdavimler kazandırmak ve "insan malzemesini" devrimci potansiyelle yeniden yoğurmaktır.


​Öfkenin Sınıf Kinine Dönüştürülmesi: Bir Strateji Olarak Eğitim

​Lümpen proleterya içindeki gençlik, bugün milliyetçilik, liberalizm veya faşizm gibi sağ kanat ideolojilerin etkisi altında büyük bir öfke biriktirmektedir. Bu öfkenin yanlış yönlendirilmesi bir trajedi, sınıf kinine tahvil edilmesi ise muazzam bir kazanımdır. Bu gençlerin maruz kaldığı illüzyonları deşifre etmek, onları kendi eski cephelerine karşı bilinçli birer düşman haline getirmek, devrimin en etkili silahlarından biri olan "ezilmişlik bilincini" inşa etmektir.

​Böylesine bir potansiyeli "umutsuz vaka" diyerek heba etmek, siyasi bir israftır. Devrimin tarihsel bir zorunluluk olarak vuku bulacağı tezi ne kadar güçlü olursa olsun; bizim görevimiz bu sürece nitelik ve nicelik katmaktır. Uzmanlaşmalı, kalabalıklaşmalı ve tedbiri elden bırakmamalıyız.

Sonuç: Eylem ve Takdir

​Tarihsel materyalizm, toplumsal yasaların bir taşın yere düşmesi kadar gerçek olduğunu bizlere gösterir. Ancak bu yasaların işleyişi, insan eylemiyle birleştiğinde bir anlam kazanır. Eylemsiz bir bekleyiş, gerçek bir devrim değil, ancak "devrimsi" bir kıpırdanma yaratabilir. Lümpen proleteryayı eğitmek, sadece bir tercih değil; hegemonyayı her alanda tesis etmek isteyen bir hareket için zorunluluktur. Ancak o zaman, insan iradesinin gücüyle birleşen tarihsel takdirin, toplumu nasıl kökten dönüştürdüğünü gözlemleyebiliriz.


İbrahim Küçük, 4 Ocak 2026, Ankara