Lümpen Proleteryadan Vazgeçmemeli ve Mutlaka Eğitmeliyiz
Aslında bu görüşü, yani lümpen proleteryayı eğitmek görüşünü Marksizme atfetmem doğru olmaz. Çünkü Marx, lümpen proleteryayı işlevsiz ve ümitsiz vaka olarak değerlendirir. Yani onları eğitip "bilinçli" hale getirmeye ne gerek vardır ne de getirmenin mümkünatı vardır.
Belki Leninistlerde olabilir bu tarz düşünceler. Ama benim kastettiğim manada değil. Çünkü Leninist gelenekte bu eylemler saf avangarttır. Yani öncü olma amacı güder. Ben bu konuda Gramsci'nin hegemonya kavramını daha tutarlı bulduğumu belirtmeliyim. Zira Gramsci'deki eylem yalnızca avangart olmakla yetinmeyerek halkı bu gösterişli davaya müdavim etmeyi amaçlar. Fakat yine de spesifik olarak lümpen proleteryayı eğitmekten bahsetmez.
Öyleyse önce sorunlardan bahsedelim. Marx neden lümpen proleteryaya umutsuz vaka olarak bakıyor? Çünkü halihazırda güçsüz, örgütsüz, sınıf bilinci hatta sınıf kini bile olmayan kitleler bunlar. Böyle bir kitleyi eğitmek mümkün müdür? Kaldı ki Marx'ta proleteryanın yeni "üyelere" ihtiyacı yoktur. Halihazırda devrimci olan kitle oldukça yeterlidir.
Burada Marx bir noktada doğru söylüyor. Bu kitleyi eğitmek pek mümkün gözükmüyor. Çünkü "uyuşturulmuş" kişilerdir bu kişiler. Uyuşturulmuş kişileri eğitmek içinse önce uyandırmak gerekir. Ayrıca devrim için bu kitleye gerek duyuyor muyuz? Eğer bu kitleye ihtiyaç yoksa, evrimsel olarak zaten yok olmayacaklar mıdır? Yani edebi sözlerle Marx'ı övmenin mümkün olduğu barizdir.
Öyleyse bir de şuradan bakalım. Kaçımız Marksist bir çevrede yetiştik? Kaçımız sınıf bilinci aşılanarak yetiştirildik? Kaçımız daha küçükken statükoya karşı çıktık? Neredeyse hiçbirimiz. Hatta bu tarz çevrelerde yetişenler dahi sönümlenip demokratlaştılar. Mevcut sol partilerin ana kadrolarından bahsediyorum. Kaçı bugün "devrimci" diyebilir kendine?
Yani dünyaya eşit olarak gelmediğimiz gibi, eşit olmamız gerektiği halde tabi, eşit sosyalist çevrelere de sahip değiliz. "Eşit" çevrelere sahip olmayışımız bir yana dursun, birçoğumuz bu tarz bir çevreye bile sahip değil.
Yani lümpen proleterya içinde kurtulmak isteyenler olabilir, bu insanları kurtarmamak bizim eşitlik anlayışımıza terstir. Çünkü biz toplumcuyuz fakat toplumun bireylerden meydana geldiğini göz ardı etmiyoruz. Öyleyse kendine Marksist diyen her bir kişiye bu davaya müdavimler arama ödevini veriyoruz!
Bir diğer husus, bu kişilerin potansiyelinin farkına varamıyoruz. Milliyetçilik, liberalizm, faşizm, kapitalizm gibi sapkın ideolojilere kayan gençlerin içindeki öfkeyi fark edemiyoruz. Bu öfkeyi sınıf kinine çevirirsek ne tür kazançlar elde edebileceğimizin farkında değiliz.
Bu tarz ideolojiler tarafından kandırılan gençlere kandırıldıklarını anlatarak onları kendi eski cephelerine karşı düşman edebiliriz. Unutmamalıyız ki kin ve ezilmişliğinin farkına varma, sınıf bilinci, devrimcinin asıl silahıdır.
Yani böylesine öfkeli bir kalabalığı heba etmek israftır. "Devrim her türlü vuku bulacaktır" sözü her ne kadar doğru olsa da bu devrime bir şeyler katmamız gerekmektedir. Nitekim tedbiri elden bırakmayıp iyice kalabalıklaşmalı, uzmanlaşmalıyız. Ancak daha sonra takdiri Allah'a bırakabilir ve bu takdirin havaya atılan taşın yere düşmesi kadar gerçek bir şekilde meydana geldiğini gözlemleyebiliriz. Çünkü eylemsiz devrim olmaz, olan şey ancak devrimsi olabilir.