Statükonun Gölgesinde Solun Kimlik Krizi ve "Evcil Sol" Üzerine Eleştirel Bir Projeksiyon
Bugün solun içeriği ve sınırları üzerine yürütülen tartışmalar, çoğu zaman kavramların içini boşaltma ve statükoyu tahkim etme gayretine dönüşmüş durumdadır. "Sol nedir?" veya "Kim solcudur?" sorularına verilen muğlak cevaplar, solun radikal ve dönüştürücü karakterini törpülemek isteyen odaklar için uygun bir zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, mevcut siyasal öznelerin kendi söylemleriyle neyi gizlediklerini deşifre etmek, bir zorunluluktur.
Ulus Devlet Kıskacında "Sözde" Komünist Siyaset
Günümüz coğrafyasında kendisini "komünist" olarak tanımlayan kimi yapılar, Kürt ulusal dinamiğine karşı şaşırtıcı bir yabancılaşma içindedir. Ezen ulus milliyetçiliğinin argümanlarını "devrimci" bir sosla yeniden üreten bu çevreler, Türk ulus devletinin bekasını merkeze alırken, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını veya en azından federal çözüm önerilerini dahi yok saymaktadırlar.
Bu durum, teorik bir paradoksu da beraberinde getirmektedir: Statükocu bir ulus devleti, liberal veya federal bir modele tercih etmek, sol bir tavır değil, özünde sağ ve hatta faşizan bir reflekstir. Eğer bir "komünist" partinin nihai çözümü "tek ve bölünmez ulus devlet" formülüne hapsolmuşsa, o yapının Marksist-Leninist bir enternasyonalizmden bahsetmesi beyhude bir çabadır. Bu noktada TKP gibi yapıların savunduğu çizgi, mevcut devlet paradigmasının sol bir maskeyle devam ettirilmesi çabasından başka bir şey değildir.
Tarihsel Dönüşüm ve PKK Paradoksu: "Evcil Sol" Eleştirisi
Kürt hareketinin ve özellikle PKK'nin tarihsel süreçteki rolünü analiz etmek, soğukkanlı bir yaklaşım gerektirir. Doğan Avcıoğlu dönemindeki "Kürt" kimliğinin tamamen inkar edildiği atmosferden, 12 Eylül diktatöryasının bile federal çözümleri tartışmak zorunda kaldığı sürece geçiş, bu hareketin yarattığı sarsıcı etkinin bir sonucudur. Ancak bu etki, hareketin ideolojik dönüşümüyle birlikte eleştiriye açık bir noktaya evrilmiştir.
"Evcil sol" nitelemesi, bu noktada kritik bir önem taşır. PKK'nin zamanla radikal bir ulusal bağımsızlık çizgisinden kopup demokratik konfederalizm veya sistem içi demokratik talepler düzeyine çekilmesi, statükocu Türk ulus devletinin manevra alanını genişleten bir faktör olarak okunabilir. Bu "evcilleşme" süreci, hareketin devrimci karakterini törpülerken, paradoksal bir şekilde Türk sağının ve solunun ortaklaştığı komplo teorilerine (hareketin devlet tarafından bizzat kurgulandığı gibi asılsız iddialara) de zemin hazırlamıştır.
Korku Kültürü ve Bilinçaltı Sınırları
PKK veya Türk ulus devleti üzerine yapılan analizlerin, mevcut iktidar pratiğinin yarattığı korku ikliminden bağımsız olması zordur. Bu baskı ortamı, bilinçaltımıza sirayet ederek meseleyi yeterince derinlikli kavrayamamamıza veya eleştirilerimizi otosansüre tabi tutmamıza sebep olabilir. Ancak her şeye rağmen, Kürt halkının tarihsel deneyimini bu eleştirilerden ayrı tutmak, demokratik bir tutarlılık gereğidir.
Sonuç: Statükoculuğun Reddi Olarak Sol
Solu sol yapan yegane unsur, verili düzenle ve statüko ile olan uzlaşmaz kavgasıdır. Bugünün "aktüel" sol partileri ise bu kavgadan oldukça uzaktır. Ne tam bir ulusal çözüm ne de gerçek bir federalizmi savunabilmektedirler; aksine, mevcut sömürü ve tahakküm ilişkilerinin "daha insani" bir makyajla sürdürülmesine razı görünmektedirler.
Unutulmamalıdır ki; faşist Türk ulus devlet modelini kutsayan Türkler, demokratik çözümü sadece sisteme entegre olmak sanan Kürtler ve solun özünü ıskalayan "sözde" komünistler, tarihsel sürecin sonunda birlikte kaybedeceklerdir. Gerçek sol, birilerinin başka birilerini ezdiği bu düzeni yamamak değil, o düzenin temellerini sarsacak radikal bir kopuşu örgütlemektir.
İbrahim Küçük, 28 Aralık 2025, Ankara