Proleter Devrimin Tarihsel Zorunluluğu ve Devrimci Öznenin İradesi Üzerine
Devrim kavramı, özü itibarıyla iktidarın sınıfsal bir el değiştirmesi ve halk kitlelerinin tarihsel sahneye faal özneler olarak çıkmasıyla ilintilidir. Proleter devrimde bu özne; işçiler, köylüler ve geniş halk yığınlarıdır. Ancak halkın devrimci süreçlere katılımı yalnızca sosyalizme özgü bir fenomen değildir; tarihsel dönüşümlerin hemen hepsinde kitlelerin sarsıcı gücü belirleyici olmuştur.
Burjuva Devrimlerinden Proleter Devrime Diyalektik Süreç
Tarihsel perspektifte burjuvazinin feodalizme karşı yürüttüğü demokratik devrimler, halkın yoğun katılımıyla gerçekleşmiştir. Bu süreçte proleterya, feodal prangalardan kurtulma yolunda göreceli kazanımlar elde etmiş olsa da iktidarın mutlak sahibi olamamıştır. Bunun temel sebebi, tüccar ve sermayedar sınıfın devrimin "doğrudan" ve hegemonik öznesi olmasıdır. Burjuvazi, aristokrasinin ağır vergi yüklerine ve feodal kısıtlamalarına karşı gösterdiği bu radikal reaksiyonla; liberalizmin, seküler demokrasinin ve küresel kapitalist pazarın yolunu açmıştır.
Karl Marx, bu süreci ahlaki bir "iyi-kötü" dikotomisinden ziyade diyalektik bir ilerleme olarak niteler. Feodalizmin mutlak karanlığına kıyasla kapitalizm, "ehvenişer" ve daha rasyonel bir aşamadır. Ancak sosyalizm ve komünizm, bu tarihsel silsilenin en bilimsel, en insani ve nihai aşamasını temsil eder. Kapitalizm, feodalizm ile sosyalizm arasındaki o kaçınılmaz köprüdür.
Uzlaşmanın Reddi ve Devrimci Kopuş
Proleter devrim, tıpkı burjuva devrimi gibi, sistematik bir ezilme ve sömürüye karşı gösterilen tarihsel bir reaksiyondur. Burjuvazi kendi çıkarı doğrultusunda aristokrasiyi tasfiye ederek iktidarı fethettiyse, proleterya da aynı devrimci kararlılıkla kendi üzerindeki tahakkümü kırmak zorundadır. Devrim, doğası gereği "uzlaşma" fikrine yabancıdır. Revizyonistlerin iddia ettiği gibi uzlaşma yoluyla elde edilen sonuçlar "devrim" değil, ancak sistem içi bir "evrim" teşkil edebilir.
Politik evrimcilik, biyolojik evrimin aksine geri döndürülebilir ve kırılgan bir yapıya sahiptir. Uzlaşma masasında kazanılan haklar, aslında muktedir olanın hibe ettiği geçici imtiyazlardır. Eğer bu demokratik kazanımlar egemen sınıfı rahatsız etmeye başlarsa, hibe edilen şey aynı kolaylıkla geri alınabilir. Bu noktada "güçsüz" tarafın önünde iki seçenek kalır: Ya mutlak bir teslimiyet ya da "Yeter!" diyerek devrimci bir kalkışma. Dolayısıyla en pasif direnişler bile, tahammül sınırları aşıldığında zorunlu olarak devrime evrilir.
Tahammül Sınırı ve Potansiyel Güç
Proleter devrim, sadece sınıfsal kazanımlar elde etme arzusu değildir; o, toplumsal bir patlamanın ve tarihsel bir gerekliliğin sonucudur. Aristokratların üretmeden tüketen asalak yaşamının yarattığı tahammülsüzlük nasıl Fransız İhtilali'ni doğurduysa, burjuvazinin emeği sömürerek kurduğu gösterişli saadet de benzer bir infilakı hazırlamaktadır.
Bu noktada proleteryanın devrimci potansiyeli, burjuvazinin geçmişteki gücünden fersah fersah ileridedir; çünkü proleterya toplumun en kalabalık ve dinamik sınıfıdır. Bu devasa potansiyelin kinetik bir güce dönüşmesi, lümpen proleterya dahil tüm ezilen katmanlara sınıf bilincinin aşılanmasıyla mümkündür. Proleter devrimin sarsıcı ve radikal bir biçimde vuku bulacağı gerçeği, en az Fransız İhtilali'nin tarihsel somutluğu kadar mutlak ve kaçınılmazdır. Tarih, bu büyük hesaplaşmaya doğru kararlılıkla akmaktadır.
İbrahim Küçük, 8 Aralık 2025, Ankara