Sermayenin Komuta Kademesinde Yabancılaşma: Patron ve Direktör Paradoksu
Ekonomi politiğin arz-talep dengesi gibi soyut ve değişken kavramlar üzerinden fiyat belirlemesi, materyalist bir temelden yoksun olduğu için kaçınılmaz bir belirsizlik ve gayri-bilimsellik barındırır. Bu belirsizlik, yalnızca işçinin emeğine yabancılaşmasına yol açmaz; aynı zamanda sermaye sahibi ve onun temsilcisi olan direktörün de kendi varoluşuna ve "emeğine" dair paranoyak bir yabancılaşma yaşamasına sebep olur.
Yeni Nesil Komutan Prototipi: Patronun Parazit Karakteri
Günümüz burjuvası, bizzat ateş hattına girmeyen ancak cephe gerisinden emirler yağdıran bir komutan prototipini sembolize eder. Bu mentalite, işin asıl yükünü omuzlamayanın, kârın aslan payını almasını "doğal bir hak" olarak sunma eğilimindedir. Eğer bir patron sadece "işveren" sıfatıyla, yani üretim araçlarının mülkiyetine sahip olarak konumlanıyorsa, o kişi gerçek manada ne bir meta ne de bir hizmet üretmektedir.
Bu noktada patronun yaşadığı en büyük illüzyon, elde ettiği kazancın kendi "zamanı ve emeğiyle" kazanıldığına dair sarsılmaz inancıdır. Oysa realite, onu kamusal olması gereken üretim araçlarına el koymuş bir tür "endüstriyel toprak ağası" olarak tanımlar. İşçiler, bu özel mülkiyet prangası altında çalışabilmek için kendi yaşam zamanlarını satmak zorundadırlar. Dolayısıyla patron, biyolojik ve ekonomik manada bir tür "parazit" işlevi görür; başkasının yaşam enerjisiyle beslenirken, kendi asalaklığını "yüksek risk" veya "yönetimsel deha" kılıflarıyla meşrulaştırır.
Küçük Burjuva Aracılığı: Direktörün Hizmet Çıkmazı
Sermaye hiyerarşisinde direktör, "küçük burjuva" (petty bourgeois) katmanını temsil eder. Patronun mülk sahibi, işçinin kiracı olduğu bir düzende; direktör bir emlakçı gibi aracılık yaparak "koordinasyon komisyonu" alır. Direktörün yaptığı iş, işçinin fiziksel meta üretimine kıyasla "hizmet" kategorisindedir.
Hizmet üretimi, meta üretimine göre çok daha "idealist" ve ölçülemez bir alan sunduğu için emek-zaman dengesi burada iyice kopuklaşır. Sosyalist bir devlette memuriyet üzerinden sağlanan koordinasyon bile, çoğu zaman kıdeme dayalı statik bir ücretlendirme sunduğu için emeğin gerçek niteliğini yansıtmakta zorlanır. Kapitalist düzende ise direktör, yaptığı koordinasyonun bizzat üretimden daha değerli olduğuna inanmak zorundadır. Aksi takdirde, işçiden daha yüksek maaş almasının yarattığı rasyonel çelişkiyle başa çıkamaz.
Psikolojik Koşullanma: Fiziki Yorgunluğa Karşı Sanal Tükenmişlik
Bu yabancılaşmanın en çarpıcı sonucu, patron ve direktör sınıflarının yaşadığı "sanal yorgunluk" halidir. Direktör, cephe arkasında beklemeyi bizzat savaşmaktan daha zor addeden bir mentaliteye hapsolur. İşçi fiziken yıpranmış ve tükenmişken; direktör, yaptığı işin "hayati önemi" olduğuna dair kurgusu nedeniyle psikolojik olarak işçiden daha fazla yıprandığını iddia eder.
Aynı durum patron için de geçerlidir. Sosyete içindeki sosyal temsiliyetler, borsa takipleri veya sabah haberlerini izlemek gibi faaliyetler, patronun zihninde işçinin sabahtan akşama kadar süren meta üretiminden daha yorucu bir mesai olarak kodlanır. Kendi yaptığı işi sistemin "olmazsa olmazı" (sine qua non) olarak gören patron, zamanla bu sahte yorgunluğu doğal bir haklılık zeminine dönüştürür.
Sonuç olarak; sermaye düzeni, mülkiyet sahiplerini kendi asalaklıklarını birer kutsal görev gibi algılamaya zorlayan bir yabancılaşma sarmalı yaratır. Bu sanal yorgunluk hissi, işçinin somut emeği üzerindeki sömürüyü perdeleyen en güçlü psikolojik kalkandır.
İbrahim Küçük, 22 Kasım 2025, Ankara