Alan Bırakmayan Statüko, Terörü Besler
Bu konuyu Fransız İhtilali dönemine değinmeden ele almak eksik kalacaktır. Fransız İhtilali (1789) ve ardından Jakobenlerin iktidarı (1794-95) döneminde Terör olarak adlandırılan süreç yaşanmıştır. Bu sürecin yaklaşık bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde son bulmasının sebebi oldukça açıktır. Jakobenler, kendilerini iktidara taşıyan sans culottes ve enragés gibi kitleleri zamanla dışlamıştır.
Bunun temelinde, sürecin nihayetinde burjuva karakterli bir devrim olması ve proto sosyalist unsurlar taşıyan bu kitlelerin sürekli desteğinin beklenemeyecek olması yatmaktadır. Jakobenlerin kendi toplumsal tabanını dışlayarak savunmasız kalması, aristokrasi yanlısı burjuva kesimlere cesaret vermiştir. Dolayısıyla Jakoben terörü, örgütsüzlükten değil, daha isabetli bir ifadeyle yanlış bir örgütlenme biçiminden dolayı yenilgiye uğramıştır.
Marx ve Engels'in Değerlendirmeleri
Benzer meseleleri Marx ve Engels de ele alma fırsatı bulmuştur. Marx, 1848 Devrimi'nin başarısız olmasını, tek doğru seçenek özgürlük mücadelesini sürdürmekken burjuvazinin aristokrasiyle uzlaşmayı tercih etmesine bağlar. Engels ise Otorite Üzerine adlı eserinde anarşistlere yönelttiği eleştiride Paris Komünü'nü örnek göstererek, silahlı direniş olmasaydı komünün bir gün bile ayakta kalamayacağını belirtir ve devrimi doğası gereği mücadeleci, karşı koyucu bir süreç olarak tanımlar.
PKK Örneği, Dışlayıcı Stratejinin Sonuçları
Günümüze gelindiğinde, PKK ve benzeri örgütlerin tarihten yeterince ders çıkaramadığı görülmektedir. PKK, özellikle muhafazakâr Kürt kesimleri dışlayan bir tutum benimsemiştir. Amaç bağımsız bir Kürdistan ulus devleti kurmaksa, bu dışlayıcı yaklaşım stratejik açıdan isabetsizdir. Zira statüko bu boşluğa karşılık verecek iradeyi bulmuş ve PKK'yi büyük ölçüde geriletmiştir.
Devlet, Kürtçe mitingleri ve yayınları serbest bırakarak, hatta Kürtçe yayın yapan bir kanal açarak muhafazakâr Kürt kesimlere dolaylı bir güvence sunmuş, sınırlı tavizlerle bu kesimi kendi yanına çekmeyi başarmıştır. PKK'nin dinî hassasiyetleri dışlaması stratejik bir hata olurken, devletin dışlanan kesimi kısmi demokratik haklarla yatıştırması etkili bir karşı hamle olarak öne çıkmıştır. Bu süreç PKK'yi zamanla savunmadığı söylemlere, örneğin Osmanlı'yı öven bir söyleme, yönelmek zorunda bırakmıştır.
IŞİD Örneği, Denge Aracı Olarak Terör
Bir diğer örnek IŞİD'dir. IŞİD, doğrudan geniş bir kitle desteği elde etme amacı gütmekten ziyade, bir denge aracı işlevi görmektedir. Amerika'nın PKK karşısında zaman zaman desteklediği bir oluşum olan IŞİD, bu destek azaldığında Suriye Demokratik Güçleri'ne kaymaktadır. Bu dinamik, PKK ile SDG'nin birleşmesini engellemeye yönelik bir işlev de görmektedir.
Buna rağmen, tekfirci bir anlayışla önemli sayıda taraftar toplamayı başardığı kabul edilmelidir. Bu başarının temelinde devletlerin yapısal beceriksizliği yatmaktadır. Ekonomik ve hukuki alanlarda etkili politikalar üretemeyen devletler, kaçınılmaz bir muhalefet ve tatminsizlik ortamı doğurur. IŞİD bu tatminsizliği dinsizlik söylemine bağlayarak, din söylemini aslında maddi bir refah vaadiyle doldurur.
Sonuç, Demokratikleşme ile Terörizm Arasındaki İlişki
Sonuç olarak, statükonun ve devletin muhalefet için demokratik alan tesis etmek yerine bu alanları kapatması, toplumsal kesimleri terörizme yönelmeye itmektedir. Direniş için başka hiçbir meşru alan bırakılmadığında, geriye kalan tek seçenek terörizm olmaktadır.
İbrahim Küçük, 26 Mayıs 2026, Ankara