Egoizm Aslında Devrimi Meşrulaştırır

Devrim, mevcut statükodan kesin bir kopuşu ifade eder. Fakat bu devrimin nasıl gerçekleşeceği, hatta devrimin kendisinin ne anlama geldiği konusunda toplumsal bilgi düzeyi oldukça sınırlıdır. Mevcut ezen düzeni doğal bir olgu olarak sunanlar, bu meşrulaştırma çabasında egoizm kavramını bir kalkan olarak kullanmaktadır.

Egoizm Kavramının Yeniden Tanımlanması

Öncelikle belirtilmelidir ki egoizm, yaygın kanının aksine büyük balık küçük balığı yer ilkesiyle özdeş değildir. Egoizm, öznenin her koşulda kendi çıkarını gözetmesi anlamına gelir. Bu özne, kimi zaman düşünüldüğü gibi yalnızca burjuvazi veya militarist yandaşlar olmakla sınırlı değildir. Devrimci sosyalist halk kitleleri de aynı ilkenin öznesi olabilir.

Ayrıca kendi çıkarını koruma ilkesinin bilimsel bir önerme olmadığı da vurgulanmalıdır. Zira bu ilke yanlışlanabilir nitelikte değildir. Aynı olay karşısında bir kişi hem iyi hem de kötü bir tutumu egoizm zemininde meşrulaştırabilir. Örneğin bir kişi kötülük yaparak kendi iktidarını koruyabileceği gibi, iyilik yaparak halkperver bir kimlik inşa etmek suretiyle toplumsal kabul de elde edebilir. Her iki durum da özne açısından kârlı bir sonuç doğurur.

Güç İlişkileri Bağlamında Proletaryanın Konumu

Bu meseleyi güç ilişkileri üzerinden değerlendirmek gerekir. Kuşkusuz en kalabalık ve en yüksek potansiyele sahip toplumsal sınıf proletaryadır. Proletarya tutarlı biçimde egoist bir tavır benimseseydi, proleter devrim zaten kaçınılmaz bir sonuç olurdu. Burjuvaziyle ya da militarist yandaşlarla uzlaşmayı reddetmek de bu egoist tutumun doğal bir uzantısı olurdu.

Proletaryanın egoist bir perspektiften şu sonuca ulaşması beklenir. Gücü elinde bulunduran burjuvazi ve militarist kesimler, kendi çıkarları gereği bu gücü kendi istekleriyle paylaşmayacak, dolayısıyla komünizme giden yolu engellemeye çalışacaktır. Bu durumda egoist bir proletarya, kendi çıkarını önceleyen bir mantıkla, bu kesimleri etkisiz kılmak zorunda kalır. Bu çıkarım, egoizmin aslında proletarya diktatörlüğü için meşru bir zemin oluşturduğunu göstermektedir.

Sonuç, Karşılıklı Bağımlılığın Asimetrisi

Bu noktada şu ayrım önemlidir. Patronların işçilere olan ihtiyacı yapısaldır. Ancak işçiler açısından patronlar yalnızca bir asalak konumundadır. Burjuvazi işçilerden vazgeçemez. Çünkü zenginleşme süreci başkalarının emeğinin sömürülmesine dayanır. Buna karşılık işçilerin burjuvaziden vazgeçmesi, yani bu kesimi etkisiz kılması, kendi çıkarları açısından tümüyle kârlı bir eylem olarak değerlendirilebilir.

İbrahim Küçük, 28 Mayıs 2026, Ankara